Beynex
Bilim
Blog
İletişim

Sentetik Et ve Beslenmenin Geleceği: Yapay Et Teknolojisi, Gerçek Etin Yerini Alabilir mi?

Yazıyı tanımlayan bir resim

Sentetik et (veya diğer isimleriyle "kültürlenmiş et", "temiz et" veya "in vitro et"), biyomühendislik teknolojileri kullanılarak, laboratuvar şartlarında üretilen etlere verilen bir isimdir. 2013 yılında Maastricht Üniversitesi profesörlerinden Mark Post tarafından ilk defa sentetik et ile üretilen hamburgerin ilan edilmesinden beri, bu sahaya olan ilgi giderek artıyor. 2019 yılında yapılan bir tahmine göre küresel sentetik et piyasası, 2022 yılında 16.3 milyon dolara ulaşacak; 2027 yılında ise 19.8 milyon dolarlık hacme erişecek. 2020 yılında yapılan bir diğer tahmine göreyse sektör, 2020 yılında çoktan 206 milyon dolarlık bir endüstri haline geldi ve 2025 yılında bu sayının 572 milyon dolara ulaşması bekleniyor.

Görebileceğiniz gibi saha, tahminlerin çok ötesinde bir hız ile büyüyor gibi gözüküyor. Belki siz de laboratuvarda üretilen yapay etleri duymuş; ancak pek üzerinde durmamışsınızdır çünkü sentetik et endüstrisi halen birçoklarınca "aktif bir sektör" olarak görülmüyor. Oysaki an itibariyle bu konu üzerinde çalışan en az 38 girişim var; üstelik bunlardan bir tanesi Türkiye'den! Yani bu alandaki yarışın çoktan kızıştığını söylemek mümkün. Bu kızışmanın bir sonucu olarak, daha önceden detaylarını anlattığımız gibi, sentetik et üretimi akıl almaz bir hızla ucuzluyor. Dolayısıyla sentetik et teknolojisinin ne olduğunu anlamanın ve ne yöne doğru evrimleştiğini incelemenin tam zamanı!

Sentetik Nasıl Üretilir?

Sentetik et üretimi yaygın olarak ikiye ayrılır:

  1. Selüler (Hücreli) Üretim

  2. Aselüler (Hücresiz) Üretim (ya da Fermentasyon)

Selüler üretim, et oluşturmak için direkt et kök hücrelerinin kullanılmasıdır. Hayvanlardan alınan kas kök hücreleri, besin serumu içine konulur ve bildiğimiz haliyle lif ve kasları oluşturmaları sağlanır. Kök hücrelerin ürettiği kas hücreleri de bölüneceğinden dolayı toplam hücre sayısı sürekli ikiye katlanır, yani eksponansiyel olarak artar. Hücreler bir vücuda bağlı olmadığından, vücudun işlevini görecek bir iskele kullanılır. Bu sayede tıpkı bir hayvan vücudunda olacağı gibi iskele, gelişen hücreleri besler, esnetir ve şekil verir. Atardamar ve toplardamar gibi kompleks yapıları da işe dahil etmek çok daha zor olacağından, iskele teknolojisinin gelişmesi, sentetik et üretimi için kritik öneme sahiptir.

Aselüler üretim için, kanda bulunan "hem" proteini gibi proteinleri üreten genler bakterilere aktarılır ve bu proteinler, bakterilerden sağlanır. Aselüler üretim, içinde dış bir türün bulunması ve onun genleriyle etkileşiliyor olmasından ötürü genetiği değiştirilmiş organizmalar veya genetik mühendislik yöntemlerine sıcak bakmayanlar tarafından endişe verici görülebilir; ancak bu yöntem, kitlesel olarak ürettiğimiz insülin hormonunun üretimiyle neredeyse birebir aynıdır. Günümüzde neredeyse tüm insülin iğneleri, aslında bu özelliğe sahip olmayan, genetiği değiştirilmiş bakteriler sayesinde üretilmektedir. İnsandaki insülin üretiminden sorumlu geni bakterilere aktaran bilim insanları, eski yöntemlere nazaran binlerce kat daha seri bir şekilde insülin üretimi yapabilmektedir. Etteki proteinlerin bakteriler tarafından üretilmesinde de bu durumdan pek bir fark yoktur; dolayısıyla endişelenecek hiçbir şey gözükmüyor. Aselüler üretim yöntemi, genelde bitkisel etlere hayvansal tat ve besin katmak için kullanılmaktadır.

Birçok girişimci şirket ve araştırma grubu, şimdilik selüler üretimi tercih etmektedir. Bunun sebebi; etin içine girecek yağ ve protein gibi besin değerlerinin oranlarının daha kolay belirlenebilmesidir. Ayrıca bu şekilde üretilen etleri tadan kişiler, bu yöntemle üretilen etlerin daha "saf ve doğal tattığını" düşünüyorlar; dolayısıyla bu yöntem daha revaçta. Yani aslında sentetik et üretimi teknolojisinde biyoloji, işin çoğunu zaten halletmiş oluyor, bize yalnızca birkaç ayarlama yapmak kalıyor.

Selüler üretimin tercih edilmesinin bir diğer sebebi de kök hücrelerin çoğaltımı ve çeşitlenmeleri için biyoreaktör gibi yöntemler de kullanılabilmesi. Biyoreaktörler, işin daha endüstriyel ve seri üretim yönünde kullanılırlar. Hava ve besini sirküle edip hareket de sağlaması sayesinde hücreler için daha canlı bir çoğalma ortamı yaratır. İnşa edilen en büyük biyoreaktörün, 25.000 litre (bir olimpik havuzun yüzde biri) hacmi ve 10.000 kişiyi besleyebilecek kapasitesi bulunuyor.

3D Biyobaskı Teknolojisi ve Uzay Diyeti

Sentetik et üretim yollarından biri olan 3D baskı teknolojisi, Uluslararası Uzay İstasyonu'nda hindi eti yapmak için kullanılmıştı. Bu yöntemde, çoğaltılan kas hücreleri özel 3D yazıcılara yüklenerek dilenen şekilde katman katman inşa edilir. 3D baskı ile sentetik et teknolojisi uzaya (muhtemel yeni evimize) bile çıkmış durumda, yani aslında sandığımızdan çok daha yaygın ve gelecek vadediyor.

Uzaydan bahsetmişken, Dünya dışındaki potansiyel insan kolonilerinde insanların nasıl besleneceğine değinmekte fayda var: Şu an en muhtemel Dünya dışı yerleşim yeri olarak görünen Mars'a araç ulaştırmak, ortalamada yarım yıl sürmekte ve şu anki teknolojiyle tek seferde ancak birkaç kişi yollayabiliyoruz. Kolonileşmek için daha fazla insan kapasiteli roketler inşa etsek dahi o insanları beslemek için hayvansal gıdalar sağlamamız gerekecek! Yani sırf çiftlik hayvanları taşıyabilmek için ayrı bir tür roket üretmek ve bu roketi de onca hayvanı yarım sene idare edecek kadar hammaddeyle (su, antibiyotik, yiyecek, bakım sorumluları vb.) doldurmamız (Mars'ta kendi kendine yeten sistemler oturana kadar düzenli olarak bu hammaddeleri de sağlamalıyız) ve hayvanlara sağlıklı şartlar yaratmamız gerekecek - ki bu da inanılmaz büyük bir bütçe gerektiriyor. Dolayısıyla sentetik et, Dünya dışı kolonileşme için insanlığı çok büyük masraftan ve uğraştan kurtaracak gibi görünüyor.

Sentetik Etin Biyolojik Avantajları ve Dezavantajları

Sırf göğsünü ya da kanadını yemek için tavuğun bütününü yetiştirme absürtlüğünden, uygun ortamlarda yalnızca bu parçaları üreterek kaçınmamız lazım. - Winston Churchill, 1936

Churchill'in bahsettiği bu olay, yalnızca emek ve ekonomik açıdan değil, besin zinciri açısından da oldukça verimsizdir. Moleküler boyutta bakacak olursak hayvanları yememizin tek sebebi, vücutlarını makineler gibi kullanarak, ürettikleri bazı proteinlerden yararlanmaktır. Ancak işin aslı, bu "protein üretim makineleri" çok verimsizdir. Zira bizim yediğimiz hayvanlar, kendi yedikleri besinlerin %75 ila 85'ini metabolizmaları içerisinde veya kemik gibi vücut bölümlerinde kullanırlar; dolayısıyla bunlar bize ulaşamaz.

Sadece bu sayı bile, yalnızca tüketilebilir et kısımlarının laboratuvar şartlarında üretiminin ne kadar verimli olabileceğini gösteriyor. Besin değerleri de sentetik etin en güçlü olduğu konulardan biri olarak görülüyor. Hatta öyle ki, normalde balık dışında hayvanlardan alamayacağımız Omega-3 yağ asidi gibi besinleri sentetik et teknolojisi sayesinde herhangi bir hamburgerden elde edebileceğiz.

Benzer şekilde yiyecek güvenliği de sentetik etin avantajlarından. Her ne kadar konu hakkında yeterli bilgisi olmayan insanlar sentetik ete pek güven duymasalar da, yapılan incelemeler, kontrolü daha zor bir şekilde yetiştirilen ve satılan geleneksel etin daha yüksek bir sağlık riski taşıyabileceğini gösteriyor. Geleneksel etteki hormon ve ilaç uygulamalarından kaynaklı zararlar, parazit, enfeksiyon gibi bazı durumların sentetik ette oluşma ihtimali çok düşüktür; böyle bir sıra dışı durum oluşabilse bile et, hayvanın içinde olmadığından ve araştırmacılar tarafından dışarıdan görülebildiğinden, hemen tespit edilip ortadan kaldırılabilirler.

Lezzet konusunda ise çoğu yapay etin ortak eksikliği, kuruluk olarak görülüyordu. Sentetik et, tıpkı normal et gibi terbiye edilebilir, baharatlanabilir, kızartılabilir vb. olsa da kuruluğu bir şikayet sebebiydi. Neyse ki sorunun sebebinin yağ hücresi eksikliği olduğu hızlıca anlaşıldı ve sadece kas hücrelerinden ziyade, kontrollü oranlarda yağ ve kas karışımları da üretilmeye başlandı. Bu yaklaşım, sentetik etin önemli bir eksikliğini ortadan kaldırdı.

Bütün bunların yanı sıra, çiftlik hayvanı üretiminin iklim değişikliğinin ve kuraklaşmanın büyük sebeplerinden biri olması da, geleneksel et üretiminden bir şekilde uzaklaşmamız gerektiğini gösteriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu'na (FAO) göre, geleneksel et üretimi sera gazı salımlarının %18'inden, arazi kullanımının %30'undan, su ve enerji kullanımının %8'inden sorumludur. Hele ki muhtemelen önümüzdeki yüzyılın başlarında 10 milyara ulaşacak insan nüfusunu beslemek için hayvansal gıdaya ihtiyacın artacağını da göz önünde bulundurursak, sentetik et üretimi bir alternatif olmaktan çıkmış, bir mecburiyet olmuştur diyebiliriz (FAO, et tüketiminin 2050'ye kadar ikiye katlanacağını öngörüyor; ancak üretim kapasitesinin çoktan zirveye ulaşmak üzere olduğunu bildiriyor).

Geleneksel ete göre %78-96 daha az sera gazı, %7-45 daha az enerji, %99 daha az arazi ve %82-96 daha az suya ihtiyaç duymasıyla sentetik et, hem gezegen hem de üzerinde yaşayan her canlı için gerçek bir cankurtaran konumundadır.

Potansiyel Riskler

Öte yandan bu sentetik etlerin üretildiği tesislerin kurulum maliyetleri ve masraflarının da hesaba katılması gerekiyor ve bu, sentetik eti geleneksel ete karşı dezavantajlı konuma düşürmeye yetmese bile, beklenen etkisini bir miktar azaltabilir. Örneğin besi hayvanlarının kendi bağışıklık sistemleri, onları hastalıklara karşı koruyabilir; ancak besince zengin bir ortamda yetiştirilen hücre kültürlerinde böyle bir bağışıklık yoktur veya yok denecek kadar kısıtlıdır. Bu tür ortamlarda bakteriler, hayvan hücrelerinden çok daha hızlı çoğalabilirler ve kısa sürede kontaminasyona sebep olabilirler; bu nedenle bu tesislerin son derece steril olması gerekmektedir.

Örneğin ilaç sektöründe hücre kültürleri, son derece yüksek güvenlik önlemleri altında, "temiz odalar" adı verilen özel odalarda yapılmaktadır. Bu odaların çalışabilmesi için plastikler kullanılmaktadır. Bu plastikler, kontaminasyon riskini azaltmaktadır; ancak plastik tüketimini arttırmaktadır. Benzer şekilde, hücre kültürü üretiminde paslanmaz çelik ve deterjanlar da yaygın olarak kullanılmaktadır ve bunların da çevresel yükü mevcuttur. Benzer şekilde, geleneksel et üretim yöntemleri sadece "et üretme" görevi görmenin yanı sıra, yoğun bir "bitkisel atık arıtma tesisi" olarak da çalışmaktadır; bu sayede bitkisel atıklardan kurtulabilmemiz ve gübre üretmemiz mümkün olmaktadır. Et üretim tesislerinin kapatılması sonucunda bu yan işleri yapabilecek farklı üretim teknikleri geliştirilmesi gerekecektir ve bunlar, öngörülebilir olan ve olmayan çeşitli maliyetleri beraberinde getirmektedir.

Sentetik Etin Ahlaki Avantajları

Varlıkları özel yaratılmış varlıklar olarak değil de, ilk Kambriyen sistem yatağının tortularının oluşmasından çok daha önce yaşamış birkaç varlığın soyundan gelmiş olarak görürsem, bu varlıklar gözümde asilleşiyorlar. - Charles Darwin, Türlerin Kökeni, 1859

Michael Shermer'ın Ahlakın Yayı kitabında da bahsettiği gibi, insanlık tarihinde hak ve hoşgörünün sınırlarını temsil eden bir çember vardır: Çemberimiz başlarda elit beyaz erkekleri, sonrasında yavaş yavaş tüm beyaz erkekleri, tüm beyaz insanları, çocukları ve ardından tüm insanları kapsayacak şekilde genişledi, hala da genişlemeye devam ediyor.

Evrimin giderek daha iyi anlaşılması ve dolayısıyla diğer canlıların bilişsel ve duygusal kapasiteleri hakkında araştırmaların artması, onlarla aramızda çok fark olmadığını gösteriyor. Her ne kadar diğer canlıları da etik ve ahlak çemberimize almak için çabalasak da akşam yemeğinde pirzola yerken, bir yandan hayvan haklarının tüm hayvanları kapsaması konusunda tartışmak büyük bir tezat oluşturur. Mezbahalarda sırf mideye inmek için yetiştirilen hayvanlar ile hayatımızda görmeye alıştığımız kedi, köpek gibi hayvanlar arasında bir çizgi çizmek, en az ırkçılık kadar kabul edilemez olan, "türcülüğü" doğurur. Sentetik etin bu sorun karşısında etik yanı hakkında Oxford Üniversitesinde biyoetik uzmanı Julian Savulescu'nun söyledikleri durumu çok güzel özetliyor:

Yapay et; hayvanlara uyguladığımız zulmü durduruyor. Üstelik doğa için daha iyi, daha güvenli, verimli ve hatta sağlıklı olabilir. Bir taşla iki kuşu vurmayı başaran bu tür bir araştırmayı desteklemek ahlaki yükümlülüğümüzdür.

Sonuç

Kök hücre, gen transferi, yapay biyolojik doku gibi terimler duyduğumuzda aklımıza genelde "enteresan" ve "garip", hatta "ürkünç" deneyler gelebilir. Oysaki bu deneylerin sonuçları kısa zaman içinde hayatımızın çok içinde, hatta merkezinde, yani yemeklerimizde olacak.

Eldeki bilimsel veriler ışığında görebileceğiniz gibi, sentetik ette tedirgin olacak ya da ürkecek hiçbir şey yoktur. Sentetik et, "etin hayvan vücudu içinde değil; dışında oluşması" şeklinde bile tanımlanabilecek kadar basit mekanizmalar içeren bir yöntemdir. Görüldüğü üzere sentetik et, pizza veya yaprak sarma gibi herhangi bir yiyecek değil; hem biyolojik hem ahlaki açılardan insanlık için büyük bir adımdır.

Yazar: Melih Tuzla Editör: Çağrı Mert Bakırcı

Yazı için Evrim Ağacı'na teşekkür ederiz.

Şimdi beyninizin derinliklerini keşfetmeye başlayın.

EnglishTürkçe
Beynex
Ekibimiz
BilimBeynexLab
İş
Basın
İş Ortaklarımız
Kariyer
Sosyal
Yardımİletişim
Topluluk
Blog
Hukuksal
Gizlilik Şartları
Kullanıcı Sözleşmesi