Beynex
Bilim
Blog
İletişim

Klinik Utangaçlık Sendromu, Sosyal Fobi veya Sosyal Anksiyete Nedir?

Yazıyı tanımlayan bir resim

Utanma duygusu, toplumsal hayata işlemiş bir olgu. Türk Dil Kurumu utangaçlığı şöyle tanımlıyor:

Bir topluluk içinde gereken güven ve cesareti kendinde bulamayan, rahat konuşamayan ve rahat davranamayan, sıkılgan, mahcup.

Utanma duygusu genel olarak negatif durumlar ile ilişkilendirilir, ancak sağlıklıdır. Utanç, davranışların toplum karşısındaki etkilerini düzenlemek üzere evrimleşmiştir. Örneğin, çoğunluğu başarılı öğrencilerden oluşan bir sınıfta, tahtaya kalkıp soru çözemeyen bir öğrenci utanma duygusunun yarattığı rahatsızlığı yaşamamak için dersine daha çok çalışmayı isteyebilir.

Utanç, başkalarının gözünde olumsuz değerlendirilme korkusu olarak tanımlanabilir. Bireyler utanma duygusuna farklı şekillerde cevap verebilirler. Mesela, bahsettiğimiz öğrenci eve gidip ders çalışmayı seçebilir. Bu şekilde olumsuz değerlendirilme korkusu hem toplumsal hem de kişisel hayatı olumlu şekilde düzenler. Ancak utanmaya verilen tepki her zaman olumlu olmayabilir. Sinir, üzüntü, hayal kırıklığı, korku, iğrenme gibi tepkiler gözlemlenebilir.

Toplum tarafından olumsuz değerlendirilmenin yıkıcı etkileri olabilir. Kültürümüzde şeref, haysiyet, onur gibi kavramlar önemli bir yer tutar. Örneğin, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma gibi suçlardan mahkum olmuş birisinin iş bulması, aile kurması, arkadaşlıklar kurması çok daha zordur. O yüzden utanç, aynı zamanda sosyal bir varlık olan insanın hayatta kalmak için kullandığı mekanizmalardan biridir. Bu mekanizmanın biyolojik bir karşılığı da vardır. Vücut utanma karşısında o an hayati bir tehlike varmış gibi tepki verebilir. Bu tepkiye "savaş ya da kaç" tepkisi denir. Savaş ya da kaç tepkisi kalp atışlarının hızlanması, hiperventilasyon, el titremesi, baş dönmesi, terleme, titreme, kızarma olarak deneyimlenebilir.

Sosyal Fobi / Sosyal Anksiyete

Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı (DSM) 5. versiyonuna göre sosyal anksiyete şöyle tanımlanmıştır:

Başkaları tarafından olası incelemeye maruz kalma veya sosyal durumlar hakkında belirgin korku veya endişe.

Yayınlanan önceki versiyonlarda sosyal fobi olarak adlandırılan sosyal anksiyete bozukluğu, muhtemel bir eleştiriye karşı aşırı hassasiyet olarak da tanımlanabilir. Ancak utangaçlık ile sosyal anksiyete birbirinden farklı kavramlardır. Utanma duygusundan farklı olarak, sosyal anksiyete her zaman fizyolojik bir etki yaratır.

Mesela, iş yerinde bir sunum yapmanız gerektiğini düşünelim. Topluluk karşısında konuşmaya alışık olmayan birisi için stresli bir durum olduğu aşikar. Bu durum karşısında stresli olmanız sosyal anksiyeteniz olduğu manasına gelmez. Sosyal Anksiyetesi olan bir kişinin hayattaki en önemli derdi sunum olacaktır. Kafasından, ya hata yaparsam, ya insanlar bana gülerse, ya işten atılırsam, ya insanlar sunumu sevip benim tipimi sevmezse gibi düşünceler geçecektir. Sadece sunumu yapma ihtimali bile kişinin kalp atışlarının hızlanmasına, daha hızlı nefes almasına, ellerinin terlemesine ya da yüzünün kızarmasına yetecektir. Sadece hayati tehlike durumlarında çalışması gereken savaş ya da kaç tepkisi panik atağa varan aşırı tepkiler silsilesi olarak ortaya çıkacaktır.

Sosyal anksiyete en çok görülen anksiyete bozukluklarından biridir. Yapılan araştırmalara göre sosyal anksiyetenin toplumda görülme sıklığı cinsiyet, gelir grubu ve yaş gibi etkenlere bağlı olarak 1.7-7.5% civarında değişmektedir. Kadınlarda bu bozukluğa daha sık rastlanmaktadır. Genellikle 8 ile 13 yaşları arasında ilk olarak görülmeye başlandığı, ergenlik ve yetişkinlik çağında ise zirveye ulaştığı gözlemlenmiştir. Sosyal anksiyete hayatı çekilmez bir hale getirebilir. Depresyon, panik bozukluğu ve agorafobi sıklıkla komorbid (bir arada görülen hastalıklar) olarak gözlemlenir.

Sosyal anksiyetesi olan bir kişi başkaları tarafından olumsuz bir şekilde değerlendirilmeye tahammül edemez. O yüzden sosyal etkileşimlerden elinden geldiği kadarıyla kaçınır. Bu bozukluğun sonucunda en çok görülen davranışlardan bazıları şunlardır:

  • Tanımadığı kişilerin olduğu sosyal ortamlara girmekten kaçınmak

  • Dikkat çekmeyecek şekilde giyinmek

  • Mümkün olduğu sürece evde kalmak

  • Sosyal ortamlarda terleme, kızarma gibi anksiyete belirtilerini saklamak için şapka, bere, şal, güneş gözlüğü gibi aksesuarlar kullanmak

  • Kısık sesle konuşmak

  • Toplu taşıma araçlarını kullanmaktan kaçınmak

  • Yüz yüze görüşmelerden ve telefon görüşmelerinden kaçınmak

  • Sınava girememek

  • Topluluk karşısında konuşma yapmaktan kaçınmak

  • Israrcı kişilere hayır diyememek

  • Romantik ilişkilerden kaçınmak

  • Umumi tuvalet, havuz, kumsal gibi ortak kullanıma açık alanlardan kaçınmak

  • Pazarlık yapamamak, satın alınan ürünleri iade edememek

Yukarıda bahsettiğimiz durumlardan kaçınmanın en önemli sebebi sosyal durumlar sırasında diğer insanların davranışlarının yanlış bir şekilde algılanmasıdır. Örneğin arkadaşlarının ısrarlarına rağmen bir çok kere eğlenmeye gitmeyen bir kişi, bir sonraki eğlenceye çağrılmadığında "Benden nefret ediyorlar, beni sevmiyorlar, çok sıkıcı bir insan olduğumu biliyorlar." gibi düşüncelere kapılıp artık ondan nefret eden insanların olduğu bir iş yerinde çalışamayacağı için işe gitmemeyi seçebilir ve hatta sonunda işinden kovulabilir.

Sosyal durumlardan her ne kadar kaçınmak isteseniz de, bu tür durumlardan tamamıyla kaçınmak neredeyse imkansızdır. Bu yüzden, sosyal anksiyetesi olan kişiler katılmak zorunda oldukları durumları detaylı bir şekilde planlarlar. Örneğin, yolculuk yapmak zorunda olan bir kişinin diğer insanların en az yolculuk yaptığı saati seçmesi muhtemeldir. Kişi, yolculuk sırasında güneş gözlüğü ve kulaklık kullanarak insanların kendisiyle konuşmasını engellemeye çalışabilir. Düğün, kutlama, cenaze gibi kalabalık ortamlardan; hastalık, baş ağrısı ya da yardım etmesi gereken hasta bir aile ferdinin varlığı gibi bahaneler üreterek kısa zamanda ayrılmaya çalışabilir. Ancak bu planlamalar az önce bahsettiğimiz yanlış yorumlamaya tâbi olduğu için genel olarak işe yaramaz.

Planlamayı, kişinin katılmak zorunda olduğu sosyal etkileşim ve olay sonrası yapılan değerlendirme evresi takip eder. Kişi, olay sonrası insanların davranışlarını teker teker incelemeye çalışır. Örneğin, konuşma sırasında inandırıcı olup olmadığını, kızardığının anlaşılıp anlaşılmadığını, o gittikten sonra ardından herkesin ona gülüp gülmediğini anlamaya çalışır. Olay öncesi planlama, karşılaşma ve olay sonrası değerlendirme sosyal anksiyetenin bir parçasıdır. Her bir evre anksiyete semptomlarını tetikler.

Tedavi

Sosyal anksiyetenin tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi etkin olarak kullanılmaktadır. Seçici Serotonin Geri Alım Engelleyicileri (SSRI) olan Citalopram, Escitalopram, Fluoxetine, Fluvoxamine, Paroxetine, Sertraline gibi ilaçlar ve Serotonin ve Noradrenalin Geri Alım Engelleyicisi (SNRI) olan Venlafaxine gibi ilaçlar, akut anksiyete tedavisinde etkili olarak kullanılan farmakolojik çözümlerdir. Bilişsel Davranışçı Terapi, sosyal anksiyete tedavisinde bilinen en etkili terapötik tedavi şekillerinden biridir. Farmakolojik çözümlerin aksine yan etkisi bulunmadığı için daha çok tercih edilir. Ancak, farmakolojik ve psikoterapi çözümlerinin birlikte kullanıldığı tedaviler çok daha etkilidir.

Teşhir, Teşhir, Teşhir...

Bilişsel Davranışçı Terapi'nin teşhir tedavisi kişinin, sosyal etkileşimlere aşamalı bir şekilde maruz bırakılarak tedavi edilmesini amaçlar. Terapist ile danışan arasında güven ve uyum ilişkisi sağlandıktan sonra, şiddeti artırmak şartı ile danışan sosyal durumlara maruz bırakılır. Örneğin, terapi sırasında rol yapma tekniği ile danışan kişi bir partiye katılıyormuş gibi bir senaryo yazılır ve oynanır. Daha sonra, danışan, terapist yardımı ile satın alınmış bir ürünü süpermarkete götürüp iade eder.

Kişinin, sosyal durumların yarattığı anksiyete semptomlarına sistematik şekilde maruz bırakılması durumunda, bir sonraki durum sırasında bu semptomlar kişiyi daha az rahatsız eder. Tedavi sırasınca kaçınma davranışlarının en aza indirgenmesi de amaçlanır. Mesela, şirket yemeğine katılırken en az bir saat kalınması, yemeğe taksi yerine otobüs ile gidilmesi gibi davranışsal çözümler uygulanır. Doğal olarak teşhir tedavisi danışan açısından zorlu bir yöntemdir.

Hayat boyunca öğrenilmiş sosyal ve toplumsal korkularla terapi aracılığı ile yüzleşmek büyük bir özveri, cesaret ve zaman ister. Bu yüzden sadece eğitimini almış uzmanlar tarafından yapılmalıdır.

Psikoterapist: Deniz Uyanık Editör: Arda Ateş

Yazı için Evrim Ağacı'na teşekkür ederiz.

Şimdi beyninizin derinliklerini keşfetmeye başlayın.

EnglishTürkçe
Beynex
Ekibimiz
BilimBeynexLab
İş
Basın
İş Ortaklarımız
Kariyer
Sosyal
Yardımİletişim
Topluluk
Blog
Hukuksal
Gizlilik Şartları
Kullanıcı Sözleşmesi