Beynex
Bilim
Blog
İletişim

Gıdıklanma Nedir? Neden Gıdıklanıyoruz? Gıdıklanırken Neden Gülüyoruz?

Yazıyı tanımlayan bir resim

Neden gıdıklandığımızda gülüyoruz? Belki de gıdıklanmaktan zevk alıyoruz veya komik buluyoruz? Öyleyse neden çoğu insan, özellikle yetişkinler, gıdıklanmaktan nefret ettiklerini söylüyorlar? Ve neden kendimizi gıdıkladığımızda aynı tepkiyi vermiyoruz?

Bu gizemli ama bir o kadar da önemli soruların cevabı basit olsaydı, geçmişteki büyük zihinlerin dikkatini bu kadar meşgul etmezdi: Platon, Francis Bacon, Galileo, Charles Darwin, Aristoteles ve Sokrates gibi filozof, düşünür ve bilim insanları, bu konu hakkında uzunca bir süre düşünüp kendi görüş ve önerilerini yayınlamışlardır. Örneğin Sokrates, konuyla ilgili olarak yalın bir ifadede bulunuyor: "Gıdıklanma hissi, bir dereceye kadar hoş görülebilir."

Yine bu konuda günümüzde dahi cevabı net olarak verilemeyen bir soruyu Aristoteles sormuştur: "İnsan, neden kendini gıdıklayamaz?" Bu sorunun yanıtı, gıdıklanmanın öngörülebilir veya öngörülemez olma boyutuyla bir ilgisi olabilir mi? Aslında bu sorular, "gıdıklanma tepkisinin ne kadarının kişiler arası deneyimden kaynaklandığı" sorusunun türevleridir. Bu konu hakkında görüş bildiren Charles Darwin, 1872'de şöyle yazıyor:

Birçok zaman, gıdıklanmanın gerçekleşmesi için kişinin konfor alanı içerisinde ve yine kişinin bulunduğu konum, tanıdığı ve bildiği çevre içerisinde olmalıdır. Örneğin küçük bir çocuk, yabancı bir adam tarafından gıdıklanırsa, korku içinde çığlık atabilir.

Benzer şekilde Arthur Koestler, 1964'te, gıdıklanırken gösterilen gülme tepkisinin oluşabilmesi için; kişinin başka biri tarafından gıdıklanırkenki bir anda, bu gıdıklama eyleminin zararsız bir eylem veya oyun amacıyla yapılmış bir saldırı olduğunu algılaması gerektiği görüşünü öne sürmüştür.

Farkında olmadan gelen dürtüler, aldatma eğilimindedirler ve bu da anlık tepki olarak kahkaha atmamıza neden olur. Oysa kişi kendini durduk yere güldürmez. İşte tam bu noktada "gıdıklanmak" ve "gıdıklanırken gülmek" olmak üzere iki ayrı kavram doğar. Francis Bacon ve Charles Darwin, mizahi kahkahaların "hafif" bir zihin çerçevesi gerektirdiğini kabul ettiler. Ancak gıdıklayıcı kahkahalar farklıdır. Çünkü herhangi bir mizahi öge taşımazlar.

Gıdıklayıcı kahkaha, mizaha verdiğimiz tepkiyle alakalı değilse ya da kişiler arası bir yanıt oluşturan bir dürtü değilse, o hâlde nedir? Bu konuda yapılmış çalışmalar, psikolojiden çok, biyoloji perspektifinde değerlendirilir ve yine bizi, neden kendimizi gıdıklayamadığımız sorusuna götürür. Bu sorunun cevabına ilişkin verilmiş yanıtlar elbette vardır. Ancak bu yanıtlara geçmeden önce gıdıklanmanın tam olarak ne olduğuna, tiplerine ve evrimine bir bakış atalım.

Gıdıklanma Nedir?

Gıdıklanma olayı için kesin olarak kabul gören bir tanım bulunmuyor. Ancak bilimde gıdıklanma terimi kapsamında iki ayrı fenomen ile karşılaşırız: Bunlardan ilki , ciltte çok hafif ve alışılmadık bir hareketin neden olduğu ve zaman zaman kaşıntı oluşturabilecek düzeydeki histir.

Bu hissi bilirsiniz, hepimiz deneyimlemişizdir: Güneşli bir yaz ayında piknik yaparken, bir an kolunuzda, küçücük, tatlı ama biraz da acı verici ve hatta rahatsız edici bir his duyarsanız ve kolunuza bakarsanız: Bir karınca, uğur böceği ya da çer çöp gibi herhangi bir diğer küçük uyaranın deriniz üzerinde gezindiğini fark edersiniz. İşte o his, tanım olarak bir tip "gıdıklanma" olarak kabul edilir. Bilimsel literatürde buna birden fazla isim verilmiş olsa da, bu tür gıdıklanmanın en yaygın kabul göreni knismesis sözcüğüdür. Knismesis türü gıdıklanma, neredeyse hiçbir zaman kahkahaya neden olmaz; daha ziyade refleksif bir temizleme tepkisini tetikler.

Kahkahaya neden olan ve genellikle bir insanın vücudumuza dokunmasıyla hissettiğimiz gıdıklanmaya ise gargalesis adı verilir. Bu iki terim, ilk olarak 1897 yılında G. Stanley Hall ve Arthur Allin tarafından tanımlanmışlardır.

Knismesis

Az önce de değindiğimiz gibi knismesis, bir nevi "hafif gıdıklanma"dır. Ayrıca gargalesisin aksine, dediğimiz gibi, genellikle kahkahaya neden olmaz.

Bu ayrım, Aristoteles'in sorusunu daha da rafine eder: Eğer bir böcek veya parazit, bir hayvanın vücudunda sürünüyorsa, bu his, o konak hayvan için sinir bozucu bir his yaratır ve dolayısıyla "rahatsızlık" olarak algılanır. İşte bu yüzden konak canlı, parazit canlıyı rahatsızlık duyduğu noktadan çeşitli şekillerde kovar. Knismesis davranışı, daha yaygın olarak memelilerde görülür. Bunu, büyük baş hayvanın (veya bir atın), vücudunun herhangi bir yerinde bulunan sinekleri kovmak için kafası veya kuyruğuyla yaptığı hareket olarak düşünebilirsiniz.

Gargalesis

Daha çok oyun ve kahkaha ile ilişkilendirilen gargalesisin ise primatlarda sınırlı olduğu düşünülmektedir. Yani bu tür bir gıdıklanma, sanılanın aksine, sadece insanlarla sınırlı değildir (en azından olmadığı düşünülmektedir)!

Robert Provine'ın gözlemlediği gibi şempanzeler, insanlar gibi gülmezler; ses aygıtları ile sadece aldıkları nefesler sayesinde anlamlı-anlamsız bazı sesler çıkarabilirler. Genç şempanzelerde ise, insan kahkahasının bir benzeri olan ve şempanzelerin insan bakıcılarına gıdıklanma arzusunu işaret eden ses kayıtları vardır.

İnsan çocuklarına baktığımızda ise durum daha bir karmaşık bir hâl alır. Kimi araştırmacılar, çocukların yetişkinlere oranla gıdıklanmaktan daha çok zevk aldıklarını keşfetmişlerdir. Ancak bu bulgulara temkinli yaklaşmalıyız: Çocukların bazen gıdıklamayı aradıkları doğrudur; ancak heyecan arayışı ve dokunsal temastan zevk almak, çocukların, özünde caydırıcı bir his olan şeyin peşine düşmesine neden olabilir! Çünkü tüm bu bulgular, gıdıklayan kahkahanın altında yatan nedenin ve mizahi yetilerimizin gelişimiyle ilgili başka sorular doğurmasına neden olabilir.

Panksepp'e göre gıdıklama (gargalesis), gizli bir dünyanın kapılarını açar. Panksepp'in deneysel çalışmasında, gıdıklanan farelerin kendisini gıdıklayan insanlara bağlandığı ve bu gıdıklamanın devamını istediği bulgulanmıştır.

Neden Kendimizi Gıdıklayamayız?

Her ne kadar bu sorunun kesin ve nihai bir cevabı olmasa, günümüzde en yaygın kabul edileni, beynimiz tarafından verilen gıdıklama davranışı emrinin, aynı zamanda gıdıklamaya sebep olan sinyallerin öncülü olduğunun farkında olunmasıdır. Yani beynimiz, kendi kendini gıdıklama yönünde verdiği emirden haberdardır; dolayısıyla vücudun gıdıklanmaya çalışılan bölgelerinden gelen sinyaller, bu gıdıklanma tepkisini yaratamaz. Bir diğer deyişle, gıdıklanma için, farkında olmadan gelen düzensiz uyaranlar gereklidir; farkında olarak yaptığımız dokunuşlar değil.

Birazdan, gıdıklanmanın sinirbilimine biraz daha yakından bakacağız ve orada, kendi kendimizi gıdıklarken, bu faaliyetten nasıl farkında olduğumuzu işleyeceğiz. O zaman, bu mekanizmayı biraz daha iyi anlayabileceğinizi umuyoruz.

Neden Gıdıklanırız?

Kahkahaya sebep olan gıdıklanmanın (gargalesis) ana kaynağının, anne ile yavru arasındaki bağı güçlendiren bir nörobiyolojik devre olduğu düşünülmektedir. Çünkü bebek gıdıklandığı zaman gülümsediğinde, bakıcı (anne-baba ya da başka birey) ve bebek arasında pozitif bir bağ kurulur ve bu da karşılıklı ilişkiyi daha sağlıklı ve güvenli kılar. Provine, şöyle diyor:

Gıdıklanma, daha doğrusu gargalesis, anne ile bebeği arasındaki ilk iletişim aracıdır. Dolayısıyla bebek, daha yaklaşık dört aylıkken gıdıklandığında gülmeye ve kahkahalar atmaya başlar. Bu da bizleri doğrudan anne-bebek ilişkisinin bir tezahürü olarak, gıdıklanmanın amacına götürür.

Bu görüş, çocukların yetişkin insanlardan daha çok gıdıklanmaktan zevk duydukları çalışması ile paralellik gösterir; ancak neden gıdıklanmaktan hoşnut olmadığımız sorusunu yanıtlamaz.

Bu sorunun cevabı, korunma davranışında yatıyor olabilir. Gıdıklanmaya en yatkın olduğumuz bölgeleri düşünün. Bunların hepsi, aynı zamanda vücudun dişe diş bir savaşta en savunmasız olduğu bölgelerdir. Bu tür bölgelerimizin dış uyaranlara bu kadar hassas olması, bu hayati kısımlara ek dikkat ayırmamızı ve koruma davranışını pekiştirmemizi sağlıyor olabilir. Sonuçta gargalesis sadece kahkahaya sebep olmaz; genellikle gıdıklanılan bölge üzerine kapanarak, o bölgeyi koruma altına almayı da içerir.

Gıdıklandığımızda Beynimizde Neler Olur?

Beynin dokunma, ısı, ışık vb. gibi farklı uyaranlara yanıt veren kısmına "Somatosensöriyel Korteks" adı verilir. Bu nedenle gıdıklanma uyaranı hissedildiğinde, bu kısım aktive olur. Uyaranın hissedildiği rahatsızlık verici uyaran, ilgili noktadan uzaklaştırmak amacıyla bir refleks olarak ya kontrolsüz bir biçimde gülme (gargalesis) ile ya da knismesisde gözlemlediğimiz gibi uyaranın ilgili noktadan uzaklaştırması ile sonuçlanır. Bazı insanlarda bu uyarana karşı verilen tepkiler daha şiddetli olabilir.

Aslında kendimizi gıdıklayamama nedenimizi, motor fonksiyonların beyinde işlenme biçimine bakarak da anlayabiliriz. Burada karşımıza, insan zekasının evriminde de büyük rolü olan beyincik (serebellum) organı çıkıyor. Beyincik, istemli hareketlerimizi ve kararlarımızı alan prefrontal korteksten gelen sinyallerin, kaslara gönderilmeden önce denetlenmesini sağlayan beyin bölgesidir. Örneğin kahvenizden yudum almak üzere elinizi bardağınıza götürmek üzere harekete geçtiğinizde, prefrontal korteks kolun hareket etmesi gereken rotayı çoktan tespit etmiş ve ona göre sinyaller üretmiştir. Ancak bunlar kaslara gönderilmeden önce, serebellum tarafından kontrol edilir ve tutarsız olabilecek sinyaller burada elenir (hatta prefrontal korteks ile serebellum arasında sistematik bir uyumsuzluk olduğunda, ataksi adı verilen bir sendrom ortaya çıkar).

İşte bu mekanizma, gıdıklanma için de geçerlidir: Kendinizi gıdıklamak üzere parmaklarınızı hareket ettirdiğinizde, beyincik bunun istemli bir hareket olduğunu bilir. Bunun sonucunun gıdıklanma olacağını tespit eder ve bu nedenle gıdıklanmayla ilişkili sinyalleri baskılar. Bu sayede, beklenmeyen dış uyaranların varlığını göz ardı edebilir. Esasen bu olay, beynin, kendisini savunmasız kaldığı bir anda sinyalleri görmezden gelmesine; bir başka deyişle, beynin kendisini kandırması anlamına gelmektedir.

Kulağınızın Gıdıklanması, Kalbiniz İçin İyidir!

Gıdıklanmayla ilgili literatürde oldukça ilginç araştırmalar bulmak da mümkün! Bunlardan birisi, kulağınızı gıdıklarkenki uyarılan sinirlerin, aynı zamanda kalp sağlığınız için iyi olduğu bulgusudur.

Leeds üniversitesinden bir ekip, TENS (Transcutaneous electrical nerve stimulation) cihazı ile kulak kanalının başlangıcında bulunan tragus bölgesine elektriksel darbeler gönderdiler. Stimülasyon (elektriksel uyarılma) sonucunda kalp yetersizliği bulunan hastaların kalplerinde, kalbi yoran sinir sinyallerinin işlevinin azaltılarak sinir sisteminin kalp üzerindeki etkisinin değiştirilebildiği keşfedildi.

Sonuç

Gıdıklanmak kavramı yüzyıllardır insanlığın anlamlandırmaya çalıştığı bir fenomen olarak hep varlığını sürdürmüştür. Geçmişteki büyük zihinlerin de bu konuda fikir yürütmesi, konunun önemine dikkat çekiyor.

Ancak son 200 yılda yapılan deneysel çalışmalar, gıdıklanmak kavramının biyoloji ve psikoloji boyutuna ışık tutmuştur. Yazımızda da yer verdiğimiz gibi, vücudumuzda gerçekleşen tüm biyolojik olaylar birbirleriyle doğrudan iletişim halindedirler. Gıdıklanma kavramı da bunun bir istisnası değildir.

Orijinal Metin: Christine R. Harris Uyarlayan: Alperen Yılmaz Editör: Çağrı Mert Bakırcı

Yazı için Evrim Ağacı'na teşekkür ederiz.

Şimdi beyninizin derinliklerini keşfetmeye başlayın.

EnglishTürkçe
Beynex
Ekibimiz
BilimBeynexLab
İş
Basın
İş Ortaklarımız
Kariyer
Sosyal
Yardımİletişim
Topluluk
Blog
Hukuksal
Gizlilik Şartları
Kullanıcı Sözleşmesi